Mehmet Akif Ersoy

Aşağa gitmek

Normal Mehmet Akif Ersoy

Mesaj tarafından Admin Bir Cuma Haz. 18, 2010 2:38 pm

Mehmet Akif Ersoy M-Akif-Ersoy_1
1873
yılında İstanbul'da doğdu. Bir medrese hocası olan babası doğumuna
ebced hesabıyla tarih düşerek ona "Rağıyf" adını vermiş, ancak bu yapay
kelime anlaşılmadığı için çevresi onu "Âkif" diye çağırmıştır. Babası
Arnavutluk'un Şuşise köyündendir, annesi ise aslen Buharalı'dır. Mehmed
Âkif ilköğrenimine Fatih'te Emir Buharî mahalle mektebinde
başladı.Maarif Nezareti'ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi'ni
bitirdi.Bunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası
tarafından yetiştirildi. Rüştiye'de "hürriyetçi" öğretmenlerinden
etkilendi. Fatih Camii'nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan
Esad Dede'nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, ve Fransızca
bilgisiyle çevresindekilerin dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye'nin idadi
(lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı. Edebiyat hocası İsmail
Safa'nın izinden giderek yazdığı mesnevileri şair Hersekli Arif Hikmet
Bey övgüyle karşıladı.Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine
mezunlarına memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldı.
1889'da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi'ni 1893'te birincilikle bitirdi.
Ziraat Nezareti emrinde geçen yirmi yıllık memuriyeti sırasında
veteriner olarak dolaştığı Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da köylülerle
yakın ilişkiler kurma imkanı buldu. İlk şiirlerini Resimli Gazete'de
yayımladı.1906'da Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907'de Çiftçilik Makinist
Mektebi'nde hocalık etti. 1908'de Dârülfünûn Edebiyat-ı Umûmiye
müderrisliğine tayin edildi. İlk şiirlerinin yayımlanmasını izleyen on
yıl boyunca hiçbir şey yayınlamadı.1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla
birlikte Eşref Edip'in çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve sonra Sebilürreşad
dergilerinde sürekli yazılar ve şiirler yazmaya başladı.1913'te Mısır'a
iki aylık bir gezi yaptı. Dönüşte Medine'ye uğradı. Bu gezilerde İslam
ülkelerinin maddi donatım ve düşünce düzeyi bakımından Batı
karşısındaki zayıflıkları konusundaki görüşleri pekişti. Aynı yılın
sonlarında Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa
etti. Bununla birlikte Halkalı Ziraat Mektebi'nde kitabet ve
Darülfunun’da edebiyat dersleri vermeye devam etti.

Teşkilat-ı Mahsusa ve Milli Mücadele’de
İttihat
ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine değil,
sadece olumlu bulduğu emirlerine uyacağına dair and içti. I.Dünya
Savaşı sırasında istihbat teşkilatı Teşkilât-ı Mahsusa tarafından
Berlin'e gönderildi. Burada Almanlar'ın eline esir düşmüş Müslümanlar
için kurulan kampta incelemeler yaptı. Çanakkale Savaşı'nın akışını
Berlin'e ulaşan haberlerden izledi. Batı’nın gelişme düzeyi onu
derinden etkiledi. Yine Teşkilât-ı Mahsusa'nın bir görevlisi olarak çöl
yoluyla Necid'e ve savaşın son yılında Lübnan'a gitti. Dönüşünde yeni
kurulan Dâr-ül -Hikmetül İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine
getirildi. Savaş sonrasında Anadolu'da başlayan direniş hareketini
desteklemek üzere Balıkesir'de etkili bir konuşma yaptı. Bunun üzerine
1920'de Dâr-ül Hikmet'deki görevinden alındı. İstanbul Hükümeti
Anadolu'daki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebillürreşad dergisi
Kastamonu'da yayımlanmaya başladı ve Mehmed Âkif bu vilayette Milli
Mücadele hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürdü.
Nasrullah Camii'nde verdiği hutbelerden biri Diyarbakır'da çoğaltılarak
bütün ülkeye dağıtıldı. Burdur mebusu sıfatıyla TBMM'ye seçildi.

İstiklal Marşı
Meclis'in
bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin
hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca maarif vekilinin isteği
üzerine 17 Şubat 1921'de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart'ta birinci
TBMM tarafından kabul edildi.Mısır’a Gidiş Sakarya zaferinden sonra
kışları Mısır'da geçiren Mehmed Âkif, daha sonra sürekli olarak
Mısır'da yaşamaya karar verdi. 1926'dan başlayarak Camiü'l-Mısriyye'de
Türk dili ve edebiyatı müderrisliği yaptı. Bu gönüllü sürgün hayatı
sırasında siroz hastalığına yakalandı ve hava değişimi için 1935'te
Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya birer gezi yaptı. Yurdunda ölmek isteği
ile Türkiye'ye döndü ve 27 Aralık 1936'da İstanbul'da öldü.

Dil Anlayışı Konuşma diline yaslandığı için kolayca yazılıvermiş
izlenimi veren şiirleri biçime ilişkin titiz bir tutumun örnekleridir.
Hem aruzdan doğan bağların üstesinden gelmiş, hem de şiirin bütününü
kapsayan bir iç musiki düzenini gözetmiştir. Dilde sadeleştirmeden yana
olan tutumunu her şiirinde ortaya koymuştur.Mehmed Âkif nazım diline bu
dilin tabii yapısını bozmadan elverişli olduğu gelişmeyi kazandırmış ve
aruz veznini yumuşatmıştır. Bu aynı zamanda Türkçe'nin şiir söylemedeki
imkanlarının ne ölçüde geniş olduğunu göstermesi demektir. Mehmed Âkif
dilin toplumsal kimliğini öne çıkarmış,üslupta özgünlük ve kişiselliğe
ulaşmıştır.Yenilikçi bir şair olarak, yaşadığı dönemde görülen ölçüsüz
yenilik eğiliminin bozucu etkilerine, ölçüsü işleviyle bağlantılı bir
şiir kurmak suretiyle sınır çekmeye çalışmıştır.

ESERLERİ Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Âsım, Gölgeler.
Admin
Admin
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 105
Konu Sayısı : 3534
Teşekkür Sayısı : 1003
Kayıt tarihi : 04/06/10
Yaş : 24
Nerden : İstanbul/Avcılar
Cinsiyet : Erkek

http://viki.forumdizini.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz